Binlerce yılın süzgecinden geçerek günümüze ulaşan “Gelin kayınana, damat kayınbaba toprağındandır” sözü, eş seçimlerimize dair çarpıcı bir gerçeğe işaret ediyor. Yıllara yayılan kuramsal araştırmalar ve klinik gözlemler, bireylerin eş seçerken çoğu zaman farkında olmadan anne-baba başta olmak üzere, kendilerini yetiştiren kişilerin baskın kişilik özelliklerine yöneldiğini ortaya koyuyor.
Uzmanlara göre bu durumun temelinde, beynimizin ilkel katmanlarından biri olan ve “eski beyin” olarak tanımlanan yapı yer alıyor. Eski beyin, çocuklukta yaşanan duygusal deneyimleri ve yaraları hatırlıyor; yetişkinlikte ise bu yaraları onarabileceğine inandığı bir ilişkiyi yeniden kurmaya çalışıyor. Bu nedenle âşık olunan kişi; yalnızca fiziksel çekiciliği, statüsü ya da karakter özellikleriyle değil, çocuklukta tanıdık gelen duyguları uyandırmasıyla öne çıkıyor.
Aşkın Kimyası: Beyinde Fırtına
Aşk ve sevdalanma süreci yalnızca duygusal değil, aynı zamanda biyokimyasal bir deneyim. Uzmanlar, âşık olma hâlinin beyinde pheniletilamin (PEA) başta olmak üzere dopamin ve noradrenalin gibi kimyasalların artışıyla ortaya çıktığını belirtiyor. Doğal bir amfetamin etkisi yaratan PEA, âşıkların uykusuz kalmasına, enerjik ve coşkulu hissetmesine neden oluyor.
Bu dönemde bireyler adeta “aşk sarhoşluğu” yaşarken, hayata daha pembe bakıyor, karşısındaki kişinin kusurlarını görmezden geliyor. Ancak bu yoğun duygusal hâlin kalıcı olmadığı biliniyor.

Aşkın Süresi ve Bağlılık Evresi
Araştırmalar, romantik aşkın ortalama 18 ay ile 3 yıl arasında sürdüğünü gösteriyor. Bu sürenin sonunda beyin, sürekli yüksek uyarılma hâlini sürdüremediği için ilişki farklı bir evreye giriyor: bağlılık. Bu aşamada devreye giren endorfin ve benzeri kimyasallar, sakinlik, güven ve huzur duygusunu güçlendiriyor.
Bağlılık evresi, çiftler için daha dingin ve gerçekçi bir ilişki zemini sunarken; aynı zamanda karşı tarafın rahatsız edici özelliklerinin daha net fark edilmesine de yol açıyor. İlk başta göz ardı edilen küçük davranışlar, zamanla ciddi çatışma alanlarına dönüşebiliyor.
Evlilikler Neden Dağılıyor?
Uzmanlara göre evliliklerde yaşanan çatışmaların temelinde, çocuklukta çözülememiş duygusal meselelerin yeniden tetiklenmesi yatıyor. İstatistikler de bu duruma dikkat çekiyor:
* İlk evliliklerde boşanma oranı yaklaşık %40,
* İkinci evliliklerde %60,
* Üçüncü evliliklerde ise %75 seviyesinde.
Bu tablo, “yastık değiştirmekle mutlu olunmaz” atasözünü doğrular nitelikte. Sorunun eş değiştirerek değil, bireyin kendi iç dünyasını ve ilişki dinamiklerini anlamasıyla çözülebileceği vurgulanıyor.

Aile Bir Halk Sağlığı Meselesi
Uzmanlar, sağlıklı ve mutlu ailelerin toplumun ruh sağlığı açısından hayati önemde olduğuna dikkat çekiyor. Mutsuz ve çatışmalı evliliklerin yalnızca eşleri değil, çocukları ve sonraki kuşakları da etkilediği; travmaların nesilden nesile aktarılabildiği belirtiliyor.
Bu nedenle evlilik öncesi eğitimler, çift danışmanlığı ve boşanma sürecinden önce profesyonel destek alınması büyük önem taşıyor. Boşanmanın zorunlu olduğu, ağır ve zorlayıcı durumlar dışında, çiftlerin uzman desteğiyle ilişkilerini güçlendirmesinin hem bireysel hem toplumsal fayda sağladığı ifade ediliyor.
Mutlu, sağlıklı ve güvenli aile yapılarının artması; güçlü ve huzurlu bir toplumun temelini oluşturuyor.
SEKTÖREL
42 dakika önceSEKTÖREL
44 dakika önceSEKTÖREL
46 dakika önceSEKTÖREL
2 saat önceSEKTÖREL
2 saat önce
1
Murat Susam ile Güzelliğin Adresi: Blonde Bayan Kuaförü
4862 kez okundu
2
Komando Eğitimine Yeni Bir Yaklaşım: Ömer Keklikci Komando Birliklerine Profesyonel Taktik Eğitimler Sunuyor
1849 kez okundu
3
3568 İstanbul’dan Güçlü Aday Listesi!
683 kez okundu
4
Alanya’nın Genç Girişimcisi Engin Acar’dan Yeni Marka: ENRONI!
673 kez okundu
5
Ege Moda Sanayisi’nin ihracatta yeni amacı 2 milyar dolar
543 kez okundu