DOLAR 49,59100,08%
EURO 55,75110,03%
ALTIN 6.586,070,19
BITCOIN 41908742.42788%
İstanbul
24°

AZ BULUTLU

SABAHA KALAN SÜRE

Murat Şeker’den sektör hakkında: ‘Sinema sektörü kurumsallaşamadı’

Murat Şeker’den sektör hakkında: ‘Sinema sektörü kurumsallaşamadı’

ABONE OL
Ekim 21, 2026 10:08
Murat Şeker’den sektör hakkında: ‘Sinema sektörü kurumsallaşamadı’
0

BEĞENDİM

ABONE OL

“Çakallarla Dans 8: Şututgart Çıkarması” filminin yönetmeni ve senaristi Murat Şeker, Türk sinemasının içinde bulunduğu tabloya ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.

Şeker ile yeni filmi ve sinemayı konuştuk.

– Çakallarla Dans serisine devam ediyorsunuz? “Çakallarla Dans 8: Şututgart Çıkarması”nda seriden farklı neler izleyeceğiz?

Evet, Çakallarla Dans serisine devam ediyoruz. 16. yılda, sekizinci film. Türk sinema tarihine geçtik. Açıkçası bu, gururumuzu okşuyor ve emeklerimizin bir şekilde karşılığını alabiliyor olma hissi çok güzel. Türkiye’deki sınıf çatışmasının ve sınıf mücadelesinin bir aynası aslında. Özellikle alt sınıflardaki gençlerin dikey hareketlenme arzularını, sınıf atlama telaşlarını ve bunun uğruna neleri göze alabileceklerini anlattık yıllardır. Son 16 yılda Türkiye’deki gelişmelere bakınca da ne kadar doğru bir motivasyonla ilişkilendiğimizi görüyorum. Şimdi etrafımızı saran, küçük yaştaki çocuklardan müteşekkil suç çetelerinin daha da sertleştiğini görüyorum. Zaten 16 yıldır bu seriye devam edebilmemizin sebebi de sokağa tuttuğumuz bu aynanın gerçekliği. Yeni filmde operasyonumuzu biraz genişlettik. Avrupa’ya, Almanya’ya açtık. Sadece yurtiçindeki değil, Avrupa’yla bağlantılı çakalları da filmimize dahil ettik. Nur Sürer’in başını çektiği “Yenge” karakterinin Avrupa’ya yapılan insan kaçakçılığına bizim kahramanlarımızın dahil olmasıyla Şututgart Çıkarması, yani Çakallarla Dans 8 başlamış oluyor.

– Ülkemizde sinema sektörüyle ilgili neler söylemek istersiniz?

Ülkemizde sinema sektörü açıkçası kurumsallaşamadı. Zirveye çıktığı dönem dediğimiz 2015 ve 2018 yılları iyi yönetilemedi. En seyirciyle barışık olduğumuz ortamda bazı sinema zincirlerinin uyguladığı bilet ve mÖnü kampanyaları, promosyonları nedeniyle yapımcılarla yaşadığı ve kamuoyunda “popcorn krizi” denen süreçte de ilk darbeyi almıştık. Çünkü haksız bir dağılım söz konusu oluyordu ve Türk sineması biliyorsunuz yapımcıların ve yönetmenlerin aldığı riskler üzerinden yürüyor. Yani devletten Avrupa’daki muadillerimize göre büyük destekler almıyoruz. Özellikle gişe sineması, bizim gibi gişe sineması yapan kişiler, kendi öz varlıklarını masaya koyarak bu işi yapabiliyor. Evini, arabasını ipotek ederek… 2018’den beri çalkantılı bir sürece girmişti Türk sineması. Pandemiden bu çalkantıdan sallanarak çıktı. Çok sayıda sinema salonu kapandı. Giderek salon sayısı azalıyor, film sayısı azalıyor.

Ve şunu söylemek zorundayım: Amerikalılar, işte bu platformlar aracılığıyla Türkiye’deki üretimi deregüle ederek, üretim kapasitesini düşürerek ve üretim yapmayı zorlaştırarak bir şekilde amaçlarına ulaştı. Geçen seneden başlayarak Türk sinemasının Amerikan sinemasına karşı kendi ülkesinde seyirci bazında üstünlüğünü Amerikalılar geri aldı. Yani yaklaşık 25-30 yıllık bir hikâye sona erdi. Bakalım 2026’da ne olacak? Ama şu anki göstergelerde de yine Amerikan sineması önde gidecekmiş gibi gözüküyor. Türkiye, Avrupa’da Fransa’yla beraber Amerikan sinemasına kendi ülkesinde seyirci konusunda gol atabilen iki ülkeden birisiydi. Biz geçen sene itibarıyla bu özelliğimizi kaybettik. Geri almak için mücadelemize devam edeceğiz. Herkesi Türk sinemasına sahip çıkmaya davet ediyoruz.


kaydırmaya devam ederek gündemden son dakika ve magazin haberlerine havadiskolik.com üzerinden anında erişebilirsiniz ve bizi twitter hesabımızdan takip etmeyi unutmayın ! https://x.com/havadiskolik

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP
300x250r
300x250r

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.