DOLAR 49,7976-0,01%
EURO 55,61030,13%
ALTIN 6.521,650,32
BITCOIN 40490090.75642%
İstanbul
18°

HAFİF YAĞMUR

SABAHA KALAN SÜRE

Tarımın kadim dayanağı: Kadın

Tarımın kadim dayanağı: Kadın

ABONE OL
Ekim 28, 2026 10:02
Tarımın kadim dayanağı: Kadın
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Küreselleşen pazarlar, iklim krizi ve teknolojik gelişmeler, küresel tarım ekonomisini radikal bir değişim ve dönüşüm sürecine zorlarken bu dönüşümün en dinamik ama en az görünür bileşenini ise kadın işgücü oluşturuyor.

Tarım ekonomisi literatüründe üretim faktörlerinin verimliliği analiz edilirken kadının rolü genellikle hane halkı işgücü parantezine alınarak arka plana itiliyor. Oysa Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre, dünya genelinde gıda üretiminin yaklaşık yüzde 50’sini kadınlar üstlenmekte.

Tarımsal üretimde cinsiyet temelli eşitsizliklerin ve kaynak erişimindeki asimetrinin giderilmesinin, yalnızca sosyal bir adalet arayışı olmadığına dikkat çeken Tarım Ekonomisi Derneği Başkanı İpek Süer Topuzoğlu; bu adaletsizliğin giderilmesinin, küresel safi yurtiçi hasılayı (GSYİH) yaklaşık 1 trilyon dolar artırma ve 45 milyon insanı gıda güvencesizliğinden kurtarma potansiyeline sahip makroekonomik bir kaldıraç olduğuna dikkat çekti.

‘GÜVENCESİZLİK’ PARAMETRESİ

Türk tarımında son çeyrek asırda yapısal bir kırılma yaşanırken kadın işgücünün tarımdaki ağırlığını koruduğunu belirten Topuzoğlu, “Güncel TÜİK işgücü istatistiklerine göre, Türkiye’de istihdam edilen kadınların yaklaşık yüzde 17.4 ila yüzde 18.8’i tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörlerinde faaliyet göstermektedir. Ancak bu yoğunluğun tarım ekonomisi açısından en kırılgan yönü ‘güvencesizlik’ parametresidir. Veriler, tarım sektöründe çalışan kadınların yüzde 91.9 gibi ezici bir oranla kayıt dışı istihdam edildiğini ve yüzde 72.6’sının “ücretsiz aile işçisi” statüsünde konumlandığını göstermektedir” tespitinde bulundu.

İpek Süer Topuzoğlu

Topuzoğlu, bu durumun kadının üretimdeki katma değerinin makro verilerde ticarileşmesini ve kişisel gelire dönüşmesini engellediğine işaret etti.

Geleneksel tarımdan dijitalleşmeye, dikey tarım uygulamalarından kooperatifleşmeye uzanan tarımdaki dönüşümde de kadınların öncü rol üstlendiğini belirten Topuzoğlu, “Bu geniş yelpazede yeni dönüşüm evresinde kadınlar, kimi zaman pasif birer işçi olmaktan çıkıp tarım girişimcisi rolünü üstlenmekteyken kimi zaman da ne yazık ki bu dönüşümün sessiz mağdurları olarak kalmaktadırlar” dedi.

TARIMIN LOKOMOTİFİ

“Sonuç olarak, tarım ekonomisinin sürdürülebilir bir büyüme patikasına girmesi, yapısal dönüşümün ekolojik dengelerle uyumlu yönetilmesine bağlıdır” uyarısında bulunan Topuzoğlu, şunları söyledi: “Eko-aktivizmin ve sürdürülebilir tarımın lokomotifi olan kadınların mülkiyet, finans ve karar alma mekanizmalarında hak ettikleri temsil gücüne ulaşmaları şarttır. Unutulmamalıdır ki; kadının üretim süreçlerinde ve ekolojik mücadelesinde özgürleşip güçlenmediği bir tarım ekonomisi modeli, ne gıda egemenliğini güvence altına alabilir ne de geleceğe bereketi kalmış bir toprak bırakabilir.”

TARİHSEL HAFIZANIN TEMSİLCİLERİ

Kadınların tarımsal kırılganlıklara karşı direnç gösterdiğini vurgulayan Tarım Ekonomisi Derneği Başkanı İpek Süer Topuzoğlu, “Bu direnç yalnızca sokakta veya tarlada değil, agro-ekolojik üretim yöntemlerinde de kendini göstermektedir” ifadelerini kullandı. “Kadınlar; monokültür üretime, aşırı kimyasal girdi (pestisit ve sentetik gübre) kullanımına ve su kaynaklarının vahşi tüketimine karşı kırsalda yükselen çevre bilincinin merkezindedir” diyen Topuzoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

“Kadın çiftçiler, ekofeminist perspektifin de vurguladığı üzere biyolojik çeşitliliğin sürdürülebilirliğinde ve nesiller boyu aktarılan ata tohumlarının korunmasında tarihsel bir hafızayı temsil etmektedir. Kadınların doğayla kurduğu bu onarıcı bağ, ekolojik aktivizmi teorik bir söylemden çıkararak kooperatifleşme adımları, yerel agroekoloji pratikleri ve kısa tedarik zinciri yaratma direnci ile ‘yeşil ekonomiye’ dönüştürmektedir.

ÜRETİMİN VE DİRENİŞİN SİMGESİ

Tarımda ve üretimde kadının agro-ekolojik dengeyi koruma misyonuna da dikkat çeken Tarım Ekonomisi Derneği Başkanı İpek Süer Topuzoğlu, “Bugün tarımda kadın gücü, yalnızca ekonomik bir girdi birimi değil; aynı zamanda küresel iklim krizine, madencilik faaliyetlerine ve endüstriyel tarımın yarattığı tahribata karşı doğrudan bir ‘ekoaktivizm ve direniş’ öznesidir” ifadelerini kullandı.

AKBELEN ORMANI MÜCADELESİ

Türk kadın çiftçilerin tarım topraklarının ve su kaynaklarının çokuluslu şirketler ya da enerji projeleri tarafından kamulaştırılmasına karşı fiili direncin de en ön safında yer aldığını anımsatan Topuzoğlu, “Bunun en güncel ve somut örneklerinden biri, Muğla Milas’taki İkizköy Akbelen Ormanı direnişidir. Akbelen’de zeytinliklerini, tarım arazilerini ve su havzalarını linyit madeni genişleme sahasına karşı canları pahasına koruyan köylü kadınlar, tarımsal üretim alanlarının yok edilmesinin doğrudan gıda egemenliğini ve kadının kırsaldaki ekonomik bağımsızlığını baltaladığını savunmaktadır” dedi.

Benzer şekilde, Aydın Kızılcaköy’de tarım arazilerinin ortasına kurulmak istenen jeotermal enerji santrallarına (JES) karşı beş yılı aşkın süre çadır nöbeti tutan, kolluk kuvvetlerine ve şirketlere karşı toprağını savunan Kızılcaköylü kadınları da anımsatan Topuzoğlu, kadınların verdikleri bu hukuki ve fiili mücadeleyle ÇED olumlu kararlarını defalarca iptal ettirmeyi başardığını ve tarımsal havzaları koruma altına aldığını belirtti.

TARIMDA KADIN MÜHENDİS OLMAK

Tarımın her aşamasında kadınlar aktif rol alıyor. Kadın ziraat mühendisleri ise gelenek ve bilim arasında adeta köprü işlevi görüyor. Tarımın, yalnızca toprağı işlemek ve ürün yetiştirmekten ibaret olmadığını söyleyen ziraat mühendisi Büşra Mart Akın, “Bilgi, bilim, emek ve doğayla uyumlu bir çalışma gerektiriyor. İşte burada kadın mühendislerin emeği önem kazanıyor” dedi.

Kadın ziraat mühendislerinin çalışma alanlarının oldukça geniş olduğunu belirten Akın, “Kimi tarlalarda üreticilerle birlikte bitkilerin gelişimini takip ediyor, hastalık ve zararlılara karşı doğru mücadele yöntemlerini belirliyor. Ben gibi kimi mühendisler de tohum, gübre ve bitki koruma ürünleri alanında çalışarak çiftçilere teknik bilgi sunuyor” ifadelerini kullandı.

ZORLUKLARI ÇOK

Kadın ziraat mühendisi olmanın, büyük bir sorumluluğun yanında çeşitli zorlukları da beraberinde getirdiğine dikkat çeken Akın, “Açık arazide, sıcak ve soğuk hava koşullarında çalışmak; uzun mesafeler katetmek ve yoğun çalışma temposuna uyum sağlamak bu mesleğin fiziksel yönünü oluşturuyor. Bütün bunlara ek olarak bazı kadın mühendisler ben de dahil mesleki yeterliliğimizi kanıtlamak zorunda bırakılıyoruz” dedi. Bu yüzden erkeklerin ağırlıklı olduğu çalışma ortamlarında önyargılarla karşılaşabildiklerini belirten Akın, “Sahada karar alırken kendimizi daha fazla açıklama ihtiyacı duyuyoruz. İş ve aile yaşamını dengelemeye çalışmamız da ayrı bir güçlük” ifadelerini kullandı.

Büşra Mart Akın

Kadın mühendis olarak bu mesleği yapmanın toprağa dokunmanın, üreticilere kadın eliyle ve kadın gözüyle farklı bakış açıları sunmanın paha biçilemez olduğunun altını çizen Akın, sözlerine şöyle devam etti:

“Kadının tarımdaki etkisi erkeklere göre daha farklı. Çünkü üreticilerle iletişim farklı. Daha nahif daha kibar. İkna kabiliyeti daha yüksek. Öte yandan problemlere farklı bakış açısı, çözümleri daha anlaşılır dille anlatıyoruz. Her meslekte ve her kulvarda olduğu gibi bu meslekte de başarımız, tarımda bilim üretmek ve geleceği şekillendirmek… Sadece bu meslekte değil, kadın olarak olduğumuz her yerde en büyük motivasyonumuz ise Ata’mızın izinde durmadan, yorulmadan yürümek. Cumhuriyet kadını olarak onun kutsal emanetine sahip çıkmak.”

ÇEYİZ SANDIĞINDAN MEMLEKET PAZARINA

Birleşmiş Milletler 2026 yılını “Uluslararası Kadın Çiftçi Yılı” ilan etti. Buna karşın birçok sorun çözüm bekliyor. “Salonlar ışıl ışıl, kürsülerde süslü sözler, büyük alkışlar… Ama o alkış sesleri, tarlada çapa sallayan Elif ablanın, nasırlı elleriyle toprağı eşeleyen Fatma teyzenin sessiz derdine çare olmuyor” diyen Fethiye Yerel Tohumlar Derneği Kurucu Başkanı Ebru Oğuzhan Yeter, “Dünyayı da bu memleketi de doyuran kadınlarımız; güvencesizliğin, parasızlığın ve emeğini satacak bir pazar bulamamanın kıskacında, toprağın koynunda resmen bir hayatta kalma mücadelesi veriyor” ifadelerini kullandı.

Ebru Oğuzhan Yeter

Anadolu’da tohumu nesiller boyu gözü gibi saklayan, kurutan ve o kutsal çeşitliliği bugüne taşıyanın hep kadınlar olduğunu anımsatan Yeter, “Anadolu kadınının çeyiz sandığındaki en kıymetli hazine altın bilezikler değil, anasından kalma o bir avuç yerel tohumdur. Çünkü kadın çok iyi bilir ki tohum hayattır ve atasınin dedigi gibi ‘Tarım Bağımsızlıktır’” dedi.

Buna karşın çiftçi kadının bugün o tohumu ekecek gücü kalmadığını belirten Yeter, “Mazot, gübre, ilaç fiyatları el yakıyor; İşçi bulmak ayrı dert, yevmiyesini denkleştirmek ayrı… Kadın, daha gün ağarmadan, ayazda tarlaya giriyor; gece yarısına kadar didiniyor, çabalıyor. Gel görün ki döktüğü o kutsal alın teri kayıtlara sadece “aile içi ücretsiz iş gücü” diye geçiyor. Günü bittiğinde ne bir sosyal güvencesi var, ne geleceğe dair bir emeklilik umudu ne de cebinde kendine ait bir harçlığı” sözleriyle kadın çiftçilerin yaşadığı sorunlara dikkat çekti.

“Eğer yarın köylerimizin tamamen boşalmasını, toprakların öksüz kalmasını istemiyorsak; tarladaki o kadının sosyal ve ekonomik olarak toprağına güvenle sarılmasını sağlamak zorundayız” uyarısında bulunan Yeter, “Yeni tarım yöntemlerini kadının ayağına, onun o çileli günlük ritmine göre götürmediğimiz sürece, toprağa düşen tohumdan nasıl bir bereket bekleyebiliriz” sorusunu yöneltti.

“Kadın binbir emekle, göz nuruyla üretiyor. Ama hasat zamanı geldiğinde malını aracıya, fırsatçıya kaptırmadan değerinde satabileceği bir pazar bulamıyor” diyen Yeter, sözlerine şöyle devam etti:

‘SESSİZ ÇIĞLIĞI DUYMALIYIZ’

“Ne internetten satış yapacak sermayesi var ne de arkasında duracak bir güç… Kadın kooperatifleri sadece kâğıt üstünde, raporlarda birer başarı hikâyesi olarak kalmamalı. O yapılar resmen ticaret yapan, üreten kadının cebine para koyan, onu kimseye muhtaç etmeyen güçlü kalelere dönüşmeli. Kadın çiftçinin nasırlı eli, döktüğü alın teri hak ettiği değeri bulana kadar; bu topraklarda ne gerçek bir kalkınmadan ne de sofradaki bereketten bahsedebiliriz. Çünkü kadın emektir, kadın üretendir, kadın anadır. Şimdi önümüzde koskoca bir yıl var. Bir dahaki Dünya Çiftçi Kadınlar Günü’ne kadar, kim bilir kaç kadın daha ümidini kesecek, toprağından kopup şehirlere göçecek ve ardında boynu bükük tarlalar bırakacak? İşte asıl bunu düşünmeli, asıl bu sessiz çığlığı duymalıyız.


kaydırmaya devam ederek gündemden son dakika ve magazin haberlerine havadiskolik.com üzerinden anında erişebilirsiniz ve bizi twitter hesabımızdan takip etmeyi unutmayın ! https://x.com/havadiskolik

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP
300x250r
300x250r

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.