Açılış kalabalığı gelmeden bir sergiye girmek, şehrin gürültüsünden önce bir düşünceye girmek gibidir. Kapıdan içeri adım atarsınız ama önce ses değil, ışık karşılar sizi. Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde de öyle oldu. Henüz kimsecikler yokken, duvarlar kendi kendine konuşuyordu. Renkler yerlerine yerleşmişti, boşluklar bir cümleyi tutuyor, lekeler o cümlenin altını çiziyordu. Daha ilk bakışta anlaşılıyor: Burada “soyut” bir dekor değil, bir tavır; bir aklın, bir hayatın, bir direnç biçiminin dili.

KENDİNİ YOKLAYAN AKIL
İşte “Özgür Aklın Soyut İsyanı: Zafer Gençaydın” tam da bu atmosferin içinden yükseliyor. Çankaya Belediyesi’nin ev sahipliğinde hazırlanan, proje direktörü, küratör Fahri Özdemir imzasını taşıyan bu kapsamlı retrospektif sergi, 20 Ocak’ta Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde açıldı ve 1 Mart’a kadar izlenebilecek. Bu tarih aralığını bir takvim bilgisi olarak değil, serginin talep ettiği “zaman” olarak düşünmek gerekiyor. Çünkü Gençaydın’ın resimleri, hızla tüketilmeyi, çabuk karar verilmeyi sevmiyor, izleyiciden bakışını yavaşlatmasını, durmasını, geri dönmesini istiyor.
Gençaydın’ı öğrencilerinden, sanatçı dostlarından dinlediğinizde ilk öne çıkan özellik çoğu zaman “öğretmenliği” olur. Ama bu, yalnız sınıfta kalan bir öğretmenlik değil, bir duruş, bir karakter biçimi. Bilimi önemseyen, bağımsızlığı bir ilke gibi taşıyan, özgürlüğü yalnız bir söz değil, bir hayat pratiği olarak yaşayan bir aydın. Düşüncelerini her ortamda açıkça dile getiren, eleştiriden geri durmayan, rahatını değil, hakikati seçen bir tavır. Bu ülkenin kolay vazgeçtiği değerlere kolay teslim olmayan o, Cumhuriyet entelektüeli… Gençaydın’ı “akıl” kelimesiyle anınca onun aklının soğuk bir hesap makinesi gibi değil, sorumluluk alan, itiraz eden, kendini sürekli yoklayan bir akıl olduğunu da söylemek gerekir.
Sergi mekânında dolaşırken resimlerin bir “görsel düzen” olmanın ötesine geçtiğini hemen fark ediyorsunuz. Gençaydın’ın sanatında figüratif dışavurumcu bir damardan beslenip zamanla minimal soyut dışavurumcu denebilecek bir çizgiye varan özgün bir resim dili kurulmuş. Bu dil, kolay bir soyutlama değil, süsleyen, hoş görünen, duvarı tamamlayan bir estetik hiç değil. Renk kimi zaman aniden yükseliyor, kimi zaman geri çekilip boşluğa alan açıyor. Bir leke bir anda kompozisyonun merkezine oturuyor, sonra sanki “fazla” bulunduğu için usulca geri alınıyor. Resimler, tek bir anlamla kapanmıyor, izleyicinin zihninde açık bırakılan bir kapı gibi çalışıyor.
İNATÇI VE SAHİCİ DİL
Gençaydın’ı yalnız tuvalin sınırlarıyla düşünmek eksik kalır. Sanat sorunlarını araştırmayı ilke edinmiş, geniş donanımıyla sadece resim yapan değil, resme dair konuşan, tartışan, itiraz eden bir aydın tipidir. Bu sergide öğretmen yanı da belirginleşiyor. Teknik aktarmakla yetinmez, bir görme biçimi önerir, bakışa disiplin kazandırır. Sergi, bu bütünlüğü güçlü biçimde hissettiriyor. Gençaydın’ın işlerini yalnız “resim” olarak değil, bir dünya görüşünün yüzeyi olarak da okumaya çağırıyor. Bu retrospektifin en kıymetli taraflarından biri de Ankara’nın kültür hafızasına bir not düşmesi. Çankaya Belediyesi’nin bu kapsamlı sergisi, yalnız bir sergileme değil, Ankara’nın yetiştirdiği bir Cumhuriyet aydınına, çağdaş Türk resminin güçlü bir temsilcisine dönük bir hatırlama çağrısı. Bugün burada bu işleri görmek, çağdaş Türk resminde bir damar üzerinde yürümek demek. Aklın özgürlükle sınandığı, rengin yalnız estetik bir seçim değil, düşünsel bir dürtü haline geldiği o damar.
Açılıştan önce galerinin boşluğunda yürürken şunu düşündüm: Bazı sergiler “güzel”dir, bazı sergiler ise insanın içindeki alanı genişletir. Bu sergi, ikinci gruba giriyor. Çünkü burada soyut, soğuk bir biçim oyunu değil; özgür aklın ısrarlı, inatçı ve sahici bir dili. İzleyiciyi rahatlatmak için değil, uyandırmak için var. Ve her resim, aynı soruyu yeniden kuruyor: “Bakıyor musun, gerçekten bakıyor musun?”
‘DÜŞÜNMENİN OKULU’
Gençaydın’ın resminde soyutlama, “gerçekliği silmek” değil, gerçeği yeniden kurmanın bir yolu. Sanatçının metinlerinde de belirginleşen bu yaklaşım, resmi bir keşif alanına dönüştürüyor. Gençaydın, resim yapmayı; kuşatıldığımız nesneler evrenini tanıma, ilişkileri kavrama, varlığın gizine yaklaşma isteğiyle açıklıyor. Sanatı yalnız duygulara hitap eden bir alan değil, bilginin, düşünmenin, sezginin birlikte ilerlediği bir yol olarak görüyor. “Sanat düşünmenin okuludur” derken kastettiği de bu, aklın tek başına yetmediği yerde, aklın duygu ve sezgiyle birlikte çalıştığı bir alan.
Bu nedenle Gençaydın’ın resimleri, bilinçaltımızın karanlıkta kalmış, tortulaşmış yerlerine dokunmaktan çekinmiyor. Yaraya yaklaşan, kabuğu kaldıran, altını göstermeyi göze alan bir resim dili var onda. Bu “yakınlık” bir merakla değil, bir sorumlulukla kuruluyor. Çünkü sanatçı, gerçek dediğimiz şeyin çoğu zaman pürüzsüz yüzeylerde değil, çatlaklarda, kırılmalarda, iç gerilimlerde belirdiğini biliyor. Resim, bu anlamda yalnız bir görüntü üretimi değil, bir yüzleşme biçimi, bir düşünme biçimi.
kaydırmaya devam ederek gündemden son dakika ve magazin haberlerine havadiskolik.com üzerinden anında erişebilirsiniz ve bizi twitter hesabımızdan takip etmeyi unutmayın ! https://x.com/havadiskolik
SEKTÖREL
23 saat önceSEKTÖREL
4 gün önceSEKTÖREL
11 gün önceSEKTÖREL
11 gün önceSEKTÖREL
11 gün önce
1
2022 Yılında İzmirde Yapılacak Olan Festivaller ve Etkinlikler, Festival Tarihleri ve Detayları!
1363 kez okundu
3
İmtihana girecek öğrencilere 12 milyon ücretsiz kitap
914 kez okundu
4
‘The Cleaning Lady’ dizisi Türkiye’ye uyarlanıyor
811 kez okundu
5
ESKİMEYEN MODA AKIMI: 90’LAR
749 kez okundu