Gürhan Olcaytürk’ten Karanlık Sırlar ve Kadim Bir Aşk Hikâyesi
Edebiyat dünyası, gizem, aşk ve kehaneti aynı potada eriten çarpıcı bir romanla buluşuyor. Gürhan Olcaytürk’ün kaleminden çıkan yeni eser, geçmişin karanlık dehlizlerinden günümüze uzanan sırlarla örülü güçlü bir anlatı sunuyor.
Edebiyat dünyası, gizem, aşk ve kehaneti aynı potada eriten çarpıcı bir romanla buluşuyor. Gürhan Olcaytürk’ün kaleminden çıkan yeni eser, geçmişin karanlık dehlizlerinden günümüze uzanan sırlarla örülü güçlü bir anlatı sunuyor.
Roman, bebekliğinde annesini kaybeden Berfin ile unuttuğu bir geçmişin ve yasaklı bir sevdanın izini süren Göker’in yollarının kesişmesiyle başlıyor. İki yabancı ruh, farkında olmadan aynı kader çizgisinde buluşurken, okur da onları geçmişle yüzleşmeye zorlayan bir yolculuğa tanıklık ediyor.
Ancak bu yolculuk yalnızca gerçeklerin peşinden gitmekle sınırlı değil. Zamanın unuttuğu bir lanet, mühürlenmiş bir mezar ve karanlığın içinden fısıldayan kadim bir kehanet, romanın gerilimini adım adım yükseltiyor. Ay ve Güneş’in döngüsünde birbirine yazılmış iki ruhun hikâyesi, sırlar kadar eski, aşk kadar yakıcı bir anlatıya dönüşüyor.
Gürhan Olcaytürk, bu romanında ışık ile gölge arasındaki ince çizgide ilerlerken, insan ruhunun en derin korkularını, kayıplarını ve tutkularını ustalıkla ele alıyor. Okuru, yüreklerin sessizce konuştuğu, her adımın bilinmeyenin kalbine atıldığı bir yolculuğa davet ediyor.
Eserin merkezinde yer alan güçlü cümle ise romanın ruhunu özetliyor:
“Bazen birini kaybetmeden bir sırrı açamazsın. Ve bazen, en büyük aşk, sonsuzlukla mühürlenir.”
Gizem ve romantizmi harmanlayan bu etkileyici roman, Gürhan Olcaytürk’ün edebi dünyasında derin izler bırakacak yapıtları arasında yerini almaya aday görünüyor.