Zihnin kurgusu, uyanışın yanılsaması
Zihin, gerçek ile alışkanlık arasındaki farkı kolay ayırt edemez. En sık duyduğu düşünce biçimlerine göre kendini biçimlendirir. Sinir yolları, tekrar edilen sözcüklerin haritasını çıkarır. Zamanla söylenen her şey, hakikat kılığına bürünür. Sürekli yetersizlik telkin edilen bir bilinç, yalnızca gücünü değil, hayal kurma alanını da kaybeder. Oysa sınırsızlık fikri, bilincin doğal iklimine daha yakındır. Çünkü zihin öğrenir, bilinç ise açılır.
Bu yüzden kelimeler masum değildir. Her tekrar, iç dünyaya bırakılmış bir yön levhasıdır. Korku öğretilirse büyür. İhtimal öğretilirse çoğalır. Zihnini eğitmeyen insanı zihin eğitir. Uzun süre “sınırlısın” denilen bir bilinç, bir gün bunu sorgulama zahmetinden bile vazgeçer.
Modern çağda buna bir de “uyanış” adı verilir. Oysa uyanmak, sanıldığı gibi perdenin yırtılması değildir. Evren bir döngüyse, “uyandım” denilen an belki de yalnızca o döngünün kendine bakmasıdır. Rüyadan çıkıldığı sanılır, fakat çoğu zaman yalnızca rüyanın dekoru değişir. Gören aynıdır. Anlayan aynıdır. Sahnedeki özne hâlâ yerindedir.
Gerçek uyanış, sahnenin değişmesiyle değil, sahnenin dağılmasıyla başlar. Bir şeyin farkına varmak değil, fark eden yapının çözülmesidir mesele. Bu yüzden uyanış huzur vermez; insanı ayakta tutan hikâyeleri söker. Kimlik dediğin şey incelir, çatlar, sessizce dağılır. Rüya bitmez; rüyaya tutunan el gevşer.
Belki mesele uyanmak değildir. Asıl mesele, rüyanın içindeyken onun bir rüya olduğunu bilmektir. Kaçmadan. Tanımlamadan. Sahiplenmeden. Zihin söylenene inanır; bilinç ise suskunlukta genişler. Ve insan, o sessizlikte, sınır sandığı çizgilerin nerede başladığını değil, çoğu zaman hiç var olmadığını sezebilir.
kaydırmaya devam ederek gündemden son dakika ve magazin haberlerine havadiskolik.com üzerinden anında erişebilirsiniz ve bizi twitter hesabımızdan takip etmeyi unutmayın ! https://x.com/havadiskolik