Yaşam tüm maddi kaynaklarını özünden gelen enerjiyle tanımlıyor. Eski medeniyetler bunu keşfedeli çok zaman oldu ancak bilim dünyası insanın sadece moleküler bir yapıdan ibaret olmadığını, maddenin bir enerji formu olduğunu yeni kabul görmeye başladı. Oysa ki Albert Einstein, ünlü denklemi E=mc² ile enerjinin kütleye eşdeğer olduğunu söylemişti. Buna örnek olarak alternatif tıbbın desteklediği tedavi yöntemleriyle enerjinin gücü yeniden gündeme geldi. Ve o tedavi yöntemlerinden biri de, bioeneji. İnsanın evrenden kendini ve kendinden evreni şifaladığı enerji tıbbı olan bu tedavi yöntemini gelin birlikte inceleyelim.

İnsanlık var olduğundan bu yana doğal yöntemlerle kendini şifalamayı öğrenmiş ve bu yöntemler günümüze kadar ulaşmış. Eski kadim medeniyetlere baktığımızda bunun pek çok örneğini görüyoruz. Mısır, Çin ve Hindistan enerji tıbbı konusunda öne çıkarken, Sibirya bölgesinde yaşayan Şamanların bioenerji çalışmalarını binlerce yıl öncesinden uyguladıkları biliniyor. Öyle ki, eski zamanlarda bu tedavi yönteminin adı da farklı. Bugün bioenerji adıyla bilinen uygulama eski Çinde “çi enerjisi”, Avustutralya’da aborjinler tarafından “birlik enerjisi” ismini almıştı. Sanskritçe de ise, “prana” adı veriliyor.

KİRLİAN FOTOĞRAFÇILIĞI VE BİOENERJİ

Türkçe’de ‘yaşam enerjisi’ ya da ‘kozmik enerji’ anlamına gelen bioenerji, yaşam ve enerji sözcüklerini yan yana getiren kadim bir şifa yöntemi. Alternatif tıp dalı olan bioenerji, 1976 yılında “Dünya Sağlık Örgütü” tarafından tamamlayıcı tedavi yöntemi olarak kabul edildi. Tıp literatürüne giren bu kavram Kirlian fotoğrafçılığı sayesinde de bilimsel varlığını kanıtladı.

Semyon Kirlian’ın geliştirdiği yöntem ile canlı ve cansız varlıkların auraları yani enerji alanlarının fotoğrafları çekildi. Bu yöntem sayesinde elektriksel alan fiziksel bedenin sağlığı hakkında önemli ipuçları verdi. Fotoğraflarda görülen bedenin etrafındaki renkli ışıklar kişinin henüz ortaya çıkmayan hastalıklarıyla ilgili potansiyeli gözler önüne serdi. Kirlian fotoğrafçılığı sayesinde, insanın aura bedenini etkileyen duygu ve düşüncelerin enerjiyi nasıl kirlettiği ortaya çıkmış oldu.

BİOENERJİ İLE ŞİFA

Buradan hareketle bedenimizin ruhsal bir enerji varlığı olduğunu ve bu enerjinin ölçülebildiğini ve aktarılabildiğini görüyoruz. Bioenerji kavramı ise, tam da bu noktada devreye giriyor. Fiziksel, ruhsal ya da zihinsel blokajlar nedeniyle enerjimiz tıkandığında, bu şifa yöntemi sayesinde vücuttaki ilgili organ veya çakra dengeleniyor.

Vücudumuzda bulunan 7 temel çakra ve diğer enerji kanallarının aracılığı ile evrensel yaşam enerjisinden faydalanıyoruz. Tüm kainatla bağlantı kurmamızı sağlayan çakralar, bioenerji tekniği sayesinde negatif enerjiden arınıyor ve ilgili alan şifalanarak doğru bir şekilde çalışmaya başlıyor. Peki bioenerji nasıl uygulanıyor?

NASIL UYGULANIYOR?

Öncelikle bioenerjinin alternatif tıbbın tedavi yöntemi olduğunu ve modern tıbbı destekleyici bir şifa tekniği olarak uygulandığını belirtelim. Bu tekniğin uzmanları kendi aralarında farklı şifa metodlarıyla ayrışsa da, bazı temel prensipler bulunuyor. Bioenerjist, vücutta kapanan çakranın ya da rahatsızlığın bulunduğu bölgenin tespitini yaparak vücudun bütününe şifa veriyor. Bioenerji tekniğinde bölgesel şifa bulunmuyor, kişinin rahatsızlığı ne olursa olsun beden bütün olarak ele alınıyor ve bütünsel şifa aktarımı yapılıyor.

Kişinin beden, ruh ve zihin bütünlüğünün korunarak aynı anda şifalanmasını esas alan teknik, fizik bedene dokunmadan eller aracılığı ile uygulanıyor. Uygulamada herhangi bir cihaz, alet ve ilaç kullanımı bulunmuyor. Bioenerjist, avuç içlerini kullanarak öncelikle vücuttaki negatif enerjiyi temizliyor. Bedene pozitif enerji göndererek bloke olan çakraları açıyor. Kişinin vücudunda gönderilen enerji titreşimlerine karşılık olarak karıncalanma, uyuşma gibi belirtiler görülebiliyor. Çalışma sonunda bedendeki tüm hücreler yeniden canlanarak daha sağlıklı hale geliyor. Danışan vücudundaki taze enerjiyi hissediyor.

Çalışmadan olumlu sonuç alabilmek için danışan kişi ile uygulayıcının enerji bütünlüğü önem arz ediyor. İyileşme seans boyunca devam ediyor. Kişinin rahatsızlık durumuna göre seansların sayısı ve süresi değişkenlik gösterebiliyor.

FAYDALARI

Faydaları ise saymakla bitmiyor. İlk olarak tıkalı olan çakraların açılmasıyla kişinin aurası yani enerji alanı bütün enerji saldırılarına karşı güçleniyor. (haset, nazar, büyü, korku ve kaygı bozuklukları gibi…) Açılan çakralar sayesinde evrenin yaşam enerjisi kişiye doğru ve dengeli bir şekilde akıyor. Beden, fiziksel hastalıklara karşı daha güçlü bir hale geliyor. Kişi, kendi kendine şifalanma becerisini kazanıyor. Hisler ve sezgiler daha doğru çalışıyor. Güçlü bir aura, negatif ortamlardan ve kişilerden korurken, kendi enerjimizle uyumlanacağımız kişileri ve alanları sağlıyor.

Her türlü ağrının iyileşmesinde etkili olan bu tedavi yöntemi, vücudun bozulan tüm fonksiyonlarını düzenliyor. Kan dolaşımının hızlanmasından, bağışıklık sisteminin yeniden düzenlenmesine kadar birçok rahatsızlığı iyileştiren bioenerji aslında temel olarak vücuttaki 7 temel çakranın açılmasıyla fiziksel sorunları ortadan kaldırıyor. Özetleyecek olursak; bedenimizde bulunan çakraların ve enerji kanallarımızın dengelenmesi şifalanmadaki en büyük etken.

MADDE VE ENERJİ

“Ne varsa âlemde, o var Âdemde” sözünün karşılığı olan bu tedavi yöntemi, insanın kendinden kendini şifalamasının güçlü bir örneği. Kainat bizden ayrı değil, biz de ondan ayrı değiliz. Fizik bedenin sadece maddi bir varlık olmadığını, enerjisi olmayan hiçbir şeyin kütlesinin de olmayacağını gözler önüne seren canlı ve cansız yaratılan her varlık tek bir kaynağa, Allah’a bağlı.

Ve insan evrenin frekansıyla senkronize olduğunda kendi bedeninin sesini duyuyor. O’ndan ayrı olmadığını idrak ediyor. Yaydığımız ve etki alanında olduğumuz her titreşim maddi varlığımızı oluştururken aynı anda yıkıp tekrar var edebiliyor. Enerjimizi duygularımızdan, düşüncelerimizden, bedenimizden ve olaylarımızdan öteye koyamayacağımızı dahi fizikçi ve bilim insanı Albert Einstein’ın sözleriyle aktaralım.

“Her şey enerjidir ve her şey yalnızca bundan ibarettir. Sahip olmayı istediğiniz gerçekliğin frekansına uyumlandığınızda artık yapacak bir şey yoktur, o gerçeklik size ait olur. Bundan başka bir yol yoktur. Bunun adı felsefe değil, fiziktir.”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz