Her döneme damgasını vuran tüm zamanların moda trendi puantiyenin tarihi, sandığımızdan da eski… Yuvarlak desenlerin hareketi çağrıştıran büyüsü, 19. yüzyılda Polka dansçılarının kıyafetleriyle sahnedeki yerini almış. Ve puantiye akımı, o zamandan bu zamana hala moda dünyasındaki yenilikçi tavrını koruyor. Puantiyeyi dansla buluşturan kültürü tanımak isteyenler için hazırladığımız yazıda, moda tarihinde geçmişe doğru kısa bir yolculuk yaptık. Ve Puantiye Kraliçesi olarak bilinen Yayoi Kusama’nın eserlerinden, Hollywood yıldızlarının giyim tarzına kadar geniş bir yelpaze sunduk. Keyifli okumalar dileriz.

Modanın evrimsel sürecine baktığımızda, yuvarlak desenlerin, siyah-beyaz ve renkli noktaların en popüler ismiyle puantiyelerin her döneme damgasını vurduğunu görürüz. 20. yüzyılın başlarından sonlarına kadar modada ve sanatın hemen hemen her alanında sıklıkla görülen puantiyenin tarihi oldukça eski… Öyle ki, 1830’larda adını ‘polka dot’ denilen Polonya dansından almış. Bu dans stilinin neşeli müzikleriyle bütünleşen puantiyeli kostümler, moda dünyasına yeni bir akım getirmiş.

Temposu ağır olsa da, eğlenceli bir dans türü olarak bilinen polka dansı, yuvarlak desenli kıyafetlerle daha da keyifli bir kültüre dönüşmüş. Avrupalı göçmenlerin Amerika’ya taşıdığı bu dans kültürü haliyle modasını da taşımış. Puantiyeli kıyafetler, polka dansıyla özdeşleşmiş. Ve sadece batılı kültürlerde değil, Afrika kültüründe de etkisi görülmüş.

Dişiliğin simgesi olarak bilinen puantiye, her kültürde her dönemde farklı anlamlara gelirken, Türk dilinde; noktalı, Çek dilinde ise, küçük kız anlamlarını taşıyor.

Günümüzde ise, Yeşilçam filmlerinden Hollywood’a kadar zarafeti ve hanımefendiliği simgelemek için kullanıldığını da belirtelim.

Puantiye’nin ortaya çıkma süreci farklı tarihleri de referans almış. Başka bir bilgiye göre, puantiyenin 1920 yılında Walt Disney ile bilindiği, yeni bir desen arayışında olan Disney’in daha önce kullanılan desenlerin dışında bir çizgi karakter tasarlamak istediği ve Minnie’nin beyaz gömleğine yanlışlıkla bir mürekkep damlasının düşmesiyle aradığı deseni bulduğu söylenmektedir. Bu hikayeye göre, puantiye akımı Walt Disney ile başlamıştır. Aradığı deseni bulan Disney, tüm dünyada ikonik bir çizgi karakter olarak bilinen Minnie Mouse’u puantiyeli elbisesiyle yeniden çizmiştir.

1930’lara geldiğimizde, Beyaz Saray’ın first lady’si Elenor Roosevelet’in puantiye seçiminde, bu akımın dönem üzerindeki etkisini görüyoruz. 30’lu yıllar puantiye modasının en zirve yılları diyebiliriz. 1940’larda ise, müzik dünyasına adım atmış puantiye… Brian Hyland’in popüler şarkısı “Itsy Bitsy Teenie Weenie Yellow Polka Dot Bikini” ile Frank Sinatra’nın “Polka Dots and Moonbeams” şarkısı döneme damgasını vurmuş.

Bütün sanatsal disiplinlerde dikkatleri üzerine çekmeyi başaran puantiye akımı, bu defa feminizmin ikonik karakteri Rosie the Riveter ile karşımıza çıkıyor. İkinci Dünya savaşının yaşandığı dönemde iş gücüne katılan kadınları sembolize eden puantiye eşarplı Rosie the Riveter karakteri, “We can Do It!/Yapabiliriz!” posteriyle, Amerikan kültüründe yerini alıyor.

Ve 50’li yıllar… Dönemin ünlü modacısı Kanadalı Arnold Scaasi, tasarladığı büyük puantiye desenli gece elbisesiyle ‘Coty Moda Eleştirmenleri Ödülü’ alıyor. Aynı dönemin Hollywood yıldızları olan Marilyn Monroe, Audrey Hepburn, Lucille Ball gibi isimler de puantiyeli kostümleriyle dikkat çekiyor.

Türk sinemasına baktığımızda ise, 60’lı ve 70’li yılların Yeşilçamı’nda yer alan Filiz Akın, Belgin Doruk gibi efsane isimlerin kostümlerinde de puantiye desenleri görürüz. Genel olarak ‘küçük hanımefendi’ karakterleriyle özdeşleşen puantiye modası bir zamanların Yeşilçamı’na damgasını vurmuştur.

1990’larda ise asaletin ve zarafetin vücut bulmuş hali Julia Roberts, “Pretty Women” filmiyle karşımızda, kendisi gibi zarif puantiyeli elbisesiyle arz-ı endam ediyor. Filmde rol aldığı karakterle fahişelikten hanımefendiliğe geçişe vurgu yapan puantiye adeta dönemin ikonu olmuş…

Bonus olarak “Puantiye’nin Kraliçesi” olarak bilinen çılgın sanatçı Yayoi Kusama hakkında kısa bir bilgi:

Puantiye takıntısıyla bilinen dünyaca ünlü Japon Yayoi Kusama avangart sanatının en önemli temsilcilerinden biri… Takıntısı sanatsal bir ifadeye dönüşmüş ve belki de şifası olmuş diyebiliriz.

Henüz çocukluk yaşlarında görmeye başladığı halüsinasyonlar, özgün bir sanat anlayışını ortaya çıkarmış ve kendi gözünden gördüğü dünyayı yeniden tasvir etmiş. Çılgın sanatçı, halüsinasyonlarında gördükleriyle, benekler, puantiyeler ve noktacıklarla dolu bir dünyayı tanımlıyor eserlerinde…

Ve bu şekilde hastalığıyla yüzleşiyor, belki de iyileşiyor. Takıntının ve korkunun sanata dönüşmüş en muhteşem örneklerinden biri Kusama’nın puantiyeleri…

Dünyayı sonsuzluğa uzanan milyonlarca yıldız arasında bir “benek” olarak tanımlayan Kusama, sanat anlayışını bu sözlerle ifade ediyor:

“Dünyamız, kozmosdaki milyonlarca yıldız arasındaki tek puantiyedir. Puantiyeler sonsuzluğa giden bir yoldur. Doğayı ve vücudumuzu puantiyelerle sildiğimizde çevre birliğimizin bir parçası olacağız.”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz