Dünya onu asırlardır büyüleyici güzelliği ile konuşsa da, Antik Mısır’da yaşadığı döneme hükmeden en zeki, en bilge Kraliçelerden biriydi Nefertiti… Eşi Akhenaton ile birlikte Mısır’da yaptıkları dinsel devrim, sahip olduğu siyasi güç, ülke yönetimindeki konumu, onu tarihin en güçlü kadınlarından biri yaptı. Vahşi olarak anlatılan güzelliği ve keskin zekasıyla yüzyıllardır kendisinden hayranlıkla söz ettiren Kraliçe Nefertiti, siyasi gücüyle Mısır halkına tesir ederken pek çok düşmanlıkta kazandı şüphesiz… Öyle ki, öldükten sonra kendisine ait olduğu düşünülen mumyada kasıtlı hasarlar bulundu. Güçlü kadın sembolüyle tasvir edilen Kraliçe Nefertiti’nin sırlarla dolu hayatına gelin birlikte göz atalım.

Mısır’ın güçlü ve güzeller güzeli hükümdarı Nefertiti’nin ailesi ve kökeni tam olarak bilinmiyor. Hakkında pek çok rivayet olsa da, doğruluğu kesin olan tek bilgi, henüz 15 yaşında iken Mısır firavunu Akhenaton ile evlendiğidir.

M.Ö. 14. yüzyılda yaşayan Mısır Kraliçesi, en çok kabul gören bilgilere göre, Mezopotamya ile Kafkaslar arasında bulunan Mitanni isimli ülkeden Mısır’a gelmiştir. Güzelliği dışında şifacılığıyla da bilinen Nefertiti, Mitanni Kralı’nın kızıdır. Elleri şifa dağıtan olarak bilinen 15 yaşındaki bu güzel kız rivayete göre, Akhenaton’un babası firavun III. Amonhotep’in hastalığını iyileştirmek ve komşu ülkelerle ilişkileri sağlamlaştırmak için babası tarafından Mısır’a yollanmıştır.

Önceki adı Tadukhepa olarak bilinen Kraliçe, Mısır’e geldiğinde “güzelden gelen”, “güzel olan” anlamlarını taşıyan Nefertiti adını almıştır. 15 yaşında Mısır’a gelen Nefertiti’nin ismini güzelliğinden aldığı söylenmektedir. Kral Akhenaton ile evlendikten sonra yaşamı farklı yönde ilerlemiş ve eşiyle birlikte tüm Mısır’da devrim yaratacak büyük bir karara imza atmıştır. Kral Akhenaton ile birbirlerine tutkuyla bağlı olan Nefertiti, Mısır halkı ve eşi üzerinde söz sahibi olmuştur. Kocasıyla eşit yetkilere sahip olan Kraliçe, Akhenaton öldükten sonra da yetki alanını ve siyasi gücünü korumaya devam etmiştir.

Antik Mısır’da saltanatlarının 5.yılında sıradışı ilişkileri ve birbirlerine olan bağlılıkları ile dikkat çeken Akhenaton – Nefertiti çifti, başta dönemin rahipleri olmak üzere Mısır halkının çoğunu ayaklandıracak dinsel bir devrim yaratmıştır. Bu devrim, Mısır tarihinde ilk kez ‘çok tanrılı dinden’, ‘tek tanrılı dine’ geçiştir. Daha önceki adı Amenhotep olan Mısır Kralı, tek tanrılı dine geçişle birlikte adını “Akhenaton” olarak değiştirmiştir. Akhenaton ismi ise, Aton’un hizmetkarı anlamına gelmekte ve güneşle sembolize edilmektedir. Bu anlayışla birlikte kendisinin tanrı olmadığını, tek tanrı’nın Güneş’e tapan anlamına gelen Aton olduğunu kabul etmiştir. Ve tarih Akhenaton’la eşi Nefertiti’yi, Mısır’ın yeni dine geçişinde devrimsel bir figür olarak kayıtlara geçmiştir.

Mısır halkı üzerinde söz sahibi olan Kraliçe Nefertiti, eşini desteklemekle birlikte Amon tapınaklarının yıkılmasına ve Amarna adında yeni bir şehrin kurulmasına karar vermiştir. Tüm insanların eşit haklarla yaşam şekline sahip olduğu tek tanrılı din anlayışı dönemin Amon rahipleri tarafından tepkiyle karşılanmış, Nefertiti’yle eşine büyük bir düşmanlık sergilemişlerdir. Rahiplerin bu nefreti Akhenaton öldükten kısa bir süre sonra aton dinini ortadan kaldımıştır. Doğruluğu kesin olmamakla birlikte Nefertiti’nin rahipler tarafından öldürüldüğü söylenmektedir.

12 yıl süren saltanat boyunca Nefertiti, Kral Akhenaton’un yanında durmuştur. Öyle ki, eşine büyük bir aşk ile bağlı olan Akhenaton, kendi heykelleri ile eşinin heykellerinin aynı boyda yapılmasını istemiştir. Akhenaton’dan 6 kız çocuğu olan Nefertiti’nin hiç erkek çocuğu olmaması onu en çok üzen ayrıntılardan biridir. Tahta varis gerektiği için Akhenaton ikinci kez evlenerek, Tutankamon adlı bir erkek çocuğu olmuştur. Tutankamon isimli firavun tahta çıktığı günden itibaren kendisinden lanetiyle söz ettirmiştir.

 

Kraliçe Nefertiti’nin nasıl ve ne şekilde öldüğüne dair net bir bilgi olmamakla birlikte, 1913 yılında Alman Arkeolog tarafından keşfedilen büstünden söz etmek gerekir. Zira büstü, tüm güzelliğini dünyaya haykırmaktadır. Dünyanın paha biçemediği bu eser, onu keşfeden Alman Arkeolog Brochardt tarafından, “Yazmakla anlatılmaz, görülmesi gerek.” olarak not edilmiştir. Mısırlı sanatçı Thutmose tarafından yapılan eseri inceleyen sanat camiası, Neferti’nin kıskanılacak güzelliğine şahit olmakla birlikte yüz ifadesindeki mutsuzluğa ve gizli duygulara kanaat getirmiştir. Eser, Akhenaton’un kurduğu yeni şehir Amarna’da keşfedilmiştir. Büstü Almanya’ya götüren arkeolog Brochardt, eseri bir müddet özel koleksiyonunda sergilemiş, 1920 yılında ise Berlin’deki Mısır Müzesi’ne hediye etmiştir.

 

Sanatçının eserinde, çokta belirli olmayan duyguları böylesine şahane yansıtması, Kraliçe Neferti’nin büstüyle Mona Lisa tablosunu yan yana getirmiştir. Leonardo da Vinci’nin eseri olan Mona Lisa’da hangi duygunun yansıdığı belli olmadığı için iki eser bu açıdan benzer bulunmuştur.

Hitler’in bile hayran kaldığı söylenilen Nefertiti büstü’nde, duygular heykel sanatıyla ifade edildiği için resimden çok daha farklı değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyiz.

Son olarak, Michelle Moran’ın yazdığı “NEFERTİTİ – MISIR’IN KRALİÇESİ, SONSUZLUĞUN KIZI” kitabından küçük bir alıntı:

“Saçları siyah, gözleri koyu renk, ufak tefek ve bronz tenliydi. Elmacık kemikleri avuç içine alınabilecek kadar belirgindi. Kraliçelerin bile gözlerini alamayacağı kadar güzeldi; iyi bir eğitim almış, kendini son derece geliştirmişti. Bir Mitanni kralının kızıydı o. Bakanların hem korku, hem de kıskançlık duyduğu bir kadındı.

İnsanları büyüleyen, büyüleyemediklerini de zekâsıyla kolayca alt edebilen birisiydi. Amacı, insanların lideri olmak, ölümsüzleşmek ve tarihe geçmekti. Sonsuzluğun peşindeydi. Kusursuz bir gülüşü vardı. “Kadınlığını” kullanmayı biliyor ve bu nedenle kısık sesle konuşuyordu erkeklerle. Böylece onu duyabilmek için eğiliyorlardı. Gülüşünü idareli kullanıyor, gülümsediği anda da erkekler kendilerini onun ışığında yıkanmış gibi hissediyorlardı.

Politikti yaşama bakışı. Bir tanrıyla evlenip tanrıça olmak peşindeydi. Daha da ötesini istiyordu aslında. “Tanrılar kendilerine yetiştiğim için beni cezalandıracaklar mı” diyebilecek kadar ötesini… Ölümü göze alabilecek kadar cesurdu aynı zamanda. Kurnazdı ve kontrol edilemez bir gücü vardı. Vahşi bir özgüven sahibiydi.”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz